...Koşuyordu. Alabildiğine hızlı. Derin derin nefes alıyordu. Nefes artık ciğerlerine dolmayı bırakmıştı. Sanki yer kalmamıştı. Ama yetmiyordu. Her seferinde daha derin nefes almaya çalışıyordu. Boğazı kurumuştu, burnu akmaya başlamıştı ama duramazdı. Gözyaşları bir iki damla yanağında kaymak istese de başaramamıştı. Rüzgarıyla savruldular. Neden ağladığını anlayamamıştı. Aklından ağlamak geçmemişti bile. Aklında olan tek şey vardı sadece: koşmak.
Üstünde siyah bir mont vardı. Dar olmayan beyaz bir tişört ve altında ne pijamaya ne pantolona benzeyen enteresan birşey vardı. Onun da rengi siyahtı. Ayağında yeni aldığı spor ayakkabıları vardı. İyiki parasına kıyıp almıştı onları. Koşarken onu uçuruyordu neredeyse.
Hava kararmaya başlamıştı bile. Soğuktu ve koştukça yüzüne çarpıyordu. Ama aklı hala ordaydı. Kaçtığı yerde. Dönemezdi artık dönmeyecekti de. Var gücüyle koşuyordu. Arkasına bakmadan koşuyordu. Eğer peşinden gelenlere bakmaya kalkışsaydı hızı azalacaktı. Yakalanma ihtimalini düşünerek bakmamaya karar verdi. Ana caddeden sokağa saptı. Dar sokaklardı bunlar. Tenha ve loş ışıkları vardı. Ne kadardır koşuyordu bilmiyordu. Daha tanımıyordu bile bu şehri. Zaman konusu ise tamamen yok olmuştu. Nefes nefese bir binanın soğuk, taş duvarına yaslandı. Arkasına baktığında kimse yoktu. Kurtulduğunu düşündü. Duvarın dibine çöktü. Bir adım dahi atacak mecali kalmamıştı. Açtı. Enerjisi tükenmişti. Susamıştı. Bitmişti sanki...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
4 yorum yapılmış:
bu romana koşarak başlamak oldukça popüler sanırım he gülşah :))
neden ki başka kim koştu ki?
bende öyle yazmaya başlamıştım :D bir iki kişi daha vardı :))
=)) hadi ya =P
Yorum Gönder