Ya nasıl geldin hayatıma girdin bilmiyorum ama seni seviyorum be Blogum :) Kardeşim arada bi
gelir sorar "daha sıkılmadın mı bunlarla uğraşmaktan?" diye. Bi bakarım hala sıkılmamış hala bıkmamışım. Yalnızlık desen o değil. O kadar yalnız bi insan değilim çok şükür. Sıkıntı desen, herkesin içinde sıkıntısı vardır ondan da değil. Neden diye sorarım bazen kendime. Neden hala yazıyorsun? (yazının konusu belli olmaya başladı bile bak ben bişi yapmadım kendiliğinden çıkıverdi işte). Buna cevabı AŞK kitabındaki "Mevlana ile Sufi'nin arkadaşlığı, dostluğu" dedi. İçlerinde eksin olan yeri doldurmaya çalışan 2 insan. Evet aslında içimizde bir boşluk var. Ne yaparsan yap hep o boşluğu görüyoruz. Kimileri o boşluğu görmemek için çabalarken kimileri o boşluğu görüp üzerine gidiyorlar. Bende belki o boşluktandır bilemiyorum ama hala yazıyorum...Aslında kaç kere söylemişimdir ortaokul ve lise yıllarımda kompozisyon derslerinden en fazla 3 aldığımı. O da zar zor 3. Yani 55 ya da 60tan falan. Yazmayı da sevmezdim zaten. Herkes paragraflar doldururken ben büyük el yazımla sayfanın yarısını doldursam yeterdi. Nefret ederdim o yüzden Edebiyat ve Türkçe derslerinden. Bi de böyle okuduğumuz parçaların özetini çıkarmamızı isterlerdi. Off tam bi kabus! Ben o kitaptaki 1 sayfa yazıyı okumayı işkence olarak tanımlardır. Hani bilirsiniz bi de o parçalarda bilmediğimiz kelimeleri sözlükten bulur yazardır defterlerimize, sonra parçaya ait sorular olurdu onları cevaplardır. Iyyykk hiç sevmezdim. Genelde atmasyon olarak karalardım cevapları falan. Hiç sevmezdim ne kitap okumayı ne yazmayı. Ama matematik dersine bayılırdım. Beden dersini de sevmezdim ama Güzel Yazı dersini severdim. Güzel de yazardım hani (normal yazım ise okunamayacak kadar iğğrençtir :P). Tabi şimdilerde okuyorum kitap, yazıyı da klavye yardımıyla blogumda yazıyorum işte :) Hem bu internette blog nasıl yazılır, tema nasıl uyarlanır, internet terimleri, hosting ve ftp kontrolü falan derken herhalde baya bi okumuşumdur
sayfalarcasını. Tabi evde roman falan da okurum aklıma estikçe. Özellikle kendimi çok bitkin, yalnız ve sıkkın hissettiğimde sarılırım kitaba. Tavsiye ederim sizlere de. İnsan başka başka dünyalara dalıyor başka karekterler oluyor. Kimi zaman savaşıyor kimi zaman seviyor kimi zaman kahraman oluyor kimi zaman karşı cins oluyor :) Şimdilerde ise okuduğum ama unuttuğumu düşündüğüm için tekrar başladığım "Çılgın Türkler" kitabını okuyorum. Hani derler ya "tarih tekerrürden ibarettir" diye. Daha kitabı okumaya başlar başlamaz bu sözün doğruluğu önünde yeniden şapkamı çıkardım. Tavsiye ederim ;)Ah ah şimdi aklıma yurt dışına çıktığım zaman bana sorulan sorular geldi aklıma. Hay Allahım ya :))) Neler sordular hadi tahmin edin..."Develerle seyehat zor olmuyor mu?, Siz de sakız çiğniyor musunuz?, Sen neden kapalı değilsin?" v.s. Düşünün artık nasıl gösterildiysek yurt dışına! 1 sene onlara nasıl insanlar olduğumuzu neler yiyip neler içtiğimizi, bayramlarımızı seyranlarımızı v.s. anlatmış sunumlar yapmıştım. Hatta göbek atmayı öğretmek için dansöz gibi kıvırtmıştım bile :P Ne günlerdi ya. Daha yaş 17-18. Hayatımda uçağa binmemişim beni Almanya üzerinden aktarmalı olarak gönderdiler Meksika'ya. Of of belki çok gezmişlikten, belki ondan korkmaktan bilmem ama içimde hiç heyecan kalmadı. Gençlik heyecanı kalmadı bende. Şimdilerde ise yeniden yeşertme peşindeyim.
Çenem düştü. Nerden girdik nerden çıktık. Ha bu arada kırmızı ojelerimi çok seviyorum ya :) Her ne kadar sürdüğümün ertesi günü bozulmaya başlasalarda seviyorum. Kadın olduğunu hatırlatıyor galiba bu kırmızı ya :) (yanlış anlamayın bana ninjalık yaptırmayın).
0 yorum yapılmış:
Yorum Gönder